BENİ ANLATAN BİR BLOG

2 Mart 2019 Cumartesi

GÜN BATIMI

   Hava sıcaktı. Boğucu güneşin altında, bir ordan bir buraya zıplayarak havuza girmek için boğuşup duran çocukların sesi geliyordu. Ben ise basık tek pencereli odamın içinde, yatakta uzanmış halde üfleyip pufluyordum. 1 haftadır bu küçücük odadan çıkmamıştım. Bu dört duvarın içindeki son oksijenleri içime çektiğimi anladığım an pencereyi açtım. Sanki yıllardır odaya hava girmemiş gibi içeride hafif bir rüzgar esti. Rahatlamış hissettim, fakat bunun yeterli olmadığını anlamam uzun zaman almadı. Dışarı çıkmam gerektiğini anladım. Bir an havuza girmeyi düşündüm fakat o minik çocuklarının gürültülerini çekecek enerjiyi kendimde bulamadım, bu yüzden başka ne yapabilirim diye düşündüm. Cevap fazla uzakta değildi. Dışarıda bir yerde, beyaz beton duvarın yanına  yaslanmış kırmızı demir yığını beni bekliyordu. Yapabilecek bir şey bulduğum için mutlu hissetmiştim. Hemen dolabımdan yılda bir giydiğim spor kıyafetlerini çıkardım. Giydikten sonra koşarak kapıya gittim. Bir yandan  dinleyeceğim müzikleri düşünürken bir yandan da ayakkabılarımın bağcıklarını bağlıyordum. Uzun zaman sonra o lanet odadan çıkmıştım. O odaya bir daha girme fikri bile içimi ürpertiyordu. Merdivenlerden inerken havuz başında oynayan çocukların sesleri daha da yakınlaşıyordu. Son basamağımı attığımda havuzun dibindeki çocukları görebiliyordum. Artık o minik şeytanların yüzünü görmüştüm. Bunu düşünmeyi bırakıp metal yığınına yürümeye başladım. İki yuvarlak kağuçuğa daha da yaklaşırken yapacağım şeyleri düşünmek beni mutlu ediyordu. Bisikletin yanına gelip kilidini açtım ve büyük bir hevesle pedallara basıp ilerlemeye başladım. Yapacağım şeyler kafamda belirliydi. Önce gidip kendime atıştıracak şeyler alacaktım. Arkamda bulunan minik sırt çantamda bütün mal varlığım duruyordu. Bir yandan müzik dinlerken bir yandan da geride geçip bıraktığım insanları izliyordum.  Ne kadar ikindi saati olsa da şapkamı takmıştım. Bunaltıcı güneşin çıplak yüzüme vurmasını istemiyordum. Yaklaşık 2 hafta önce bulduğum bir şarkıyı dinliyordum, bu şarkı içimi huzurla kaplıyordu. Bir yandan da markete nasıl gideceğimi düşünüyordum. Geniş, yanları ağaçla kaplı bir caddede ilerliyordum. Kimisi balkonunda oturmuş pür dikkatle televizyon izliyor, kimisi bir yandan salıncakta sallanırken bir yandan da karşısındakiyle sohbet ediyordu. Oradan bir sokağa saptım. Karşımda ilk görünen irili ufaklı top oynayan al yanaklı çocuklardı. Markete yaklaşmıştım. Bisikletimi bir yere bırakıp beni mutluluk hormonlarıyla kaplayacak bir dolu çikolata bulunan bir dükkana girdim. Beni güler yüzlü orta yaşlarda bir teyze karşıladı.  Hafif açılmış ağzı ve bembeyaz dişleriyle bana gülümsüyordu. Ben de ona gülümsedikten sonra mutluluk reyonuna gittim. Canım çeken her ne varsa aldım ve oradan ayrıldım. Artık gitmeye hazırdım, büyük bir enerjiyle pedala basıp bisikleti haraket ettirdim. Göreceğim şeyi düşünmek bile bana mutluluk veriyordu. En büyük korkum yetişememekti. Bu yüzden var gücümle pedalları çeviriyordum. Yaklaşmıştım. İki binanın arasından o ince ufuk çizgisini görebiliyodum. Son gücümle pedalları ittirirken yanımdan ağaçların, lamba direklerinin ne kadar hızlı geçtiğini fark ettim. Artık hedefime daha da yaklaşıyordum. Eğlencemin bir parçası olan, ucu bucağı gözükmeyen yola adım atmış bulunmaktaydım. Bir tarafı minik dükkanlarla, bir tarafı ise büyüleyici altın kumlarla kaplı, masmavi bir deniz bulunan yoldu. Bisikleti artık yavaşça sürmeye başladım. Artık hava biraz daha ılımış güneşin öldürücü ışınları tatlı bir ılıklığa dönüşmüştü. Bu yolda ilerlemenin tadını çıkarırken gözüme bir bank kestirdim. Tam da gün batımını izleyebileceğim muhteşem bir manzaraya ev sahipliği yapıyordu. Bisikletimi bankın bir yanına yasladım ve çantamın içine koyduğum buz gibi soğuk çayımı çıkardım. Bir yandan bu serin güzelliği yudumlarken bir yandan da kumsalda voleybol oynayan gençleri izliyordum. Her biri genç olmanın gururunu yaşıyor ve birbirleriyle şakalaşıp eğleniyorlardı. Kumsalın ucu bucağı gözükmüyordu. Yol kumsalın tam dibindeydi, uzaktan karınca kadar gözüken insanların sonu görünmeyen bu geniş yolda yürüdüklerini görebiliyordum. Gün batımı yaklaşmıştı. Benim gibi gün batımının tadını çıkarmak için insanlar banklardaki yerlerini alıyorlardı. Artık insanlar kumsalı yavaş yavaş boşlatıyordu. Yerini kumsalın tadını akşam çıkartmak isteyenler alıyordu. Ben ise huzurla dolmuş bütün bu olan bitenleri izliyordum. Yoldan insanlar bir yerlere yetişmek için koşturup dururken ben uyuşmuş bir halde manzaranın büyüsüne kapılmıştım. Güneş batıyordu. Gökyüzünde kırmızı ve turuncu renkler yavaşça dans ediyordu. Bir güne daha elveda eden güneş bize son hediyesini sunuyordu. Gökyüzünü büyüleyici bir şeklide yansıtan deniz maviden ziyade kızıl renklere bürünmüştü. Yavaşça yok olmakta olan kızıllıklar son kez veda ederken yerini maviliklerle örtülmüş günün diğer mesaicisi alıyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder