BENİ ANLATAN BİR BLOG

21 Nisan 2020 Salı

DIŞARDAKİ DÜNYA

      Bir balıkçı hayal edin. Bir elinde oltası, diğer elinde ise yemliği. Karnını doyurmak için balık tutmaya gidiyor. Planı ise elindeki oltaya yemliğindeki canlılardan birini takıp o değerli balığını avlamak. Yemliğinde ise solucanlar var. Daha yeni balıkçı dükkanından alınmış, yemliğin içinde dışarıdaki dünyadan bir haber yaşıyorlar.
   
        Bu balıkçı gölete gidiyor. Balığını tutacak, ama öncesinde hazırlık yapması lazım.Oltasını hazırlayıp yerini ayarlamak gibi. Bu sırada yemliği iskelenin bir köşesine koyuyor.
      İçinde yaşayan solucanlar ise yaşama derdinde. Biri tabanın dibindeki tırtıkları kemirirken bir diğeri içecek su bulmaya çalışıyor. Aralarından bir solucan ise köşenin bir dibinde yiyecek kırıntısı buluyor. Bunu aç olan solucanlara da söylemesi lazım, ancak tam olarak nasıl yapacağını bilmiyor. Birkaç minik hareket yapıp kendisini kasıyor, sonucunda bir titreşim yayıyor ve bunu diğer solucanlar fark ediyor. Başta bazı solucanlar korksa da, oraya geldiklerinde yemeği fark ediyorlar ve yemeye başlıyorlar. Diğer bütün solucanlar ise bu titreşim yayan solucanı o kadar özel ve o kadar güçlü buluyor ki, o solucanın peşini bırakmıyor. Bunu fark eden titreşimci solucan, kendini o kadar değerli buluyor ki tüm köşedeki yemekleri aramaya başlıyor. Diğer köşeye giderken biraz yoruluyor ve duraksıyor. Bunu fark eden diğer solucanlar, onu büyük bir hevesle taşımaya başlıyor. İkinci köşeye ulaştıklarında ise titreşimci solucan tekrar bir yiyecek buluyor ve bunu diğer solucanların afiyetine büyük bir gurur ve azimle sunuyor. Çok büyük bir iş yaptığını düşünmeye başlayan titreşimci solucan, kendini çok değerli ve önemli gördüğü için diğer solucanların onu tekrar taşımasını istiyor. Diğer solucanlar ise bunu aynı mutluluk ve gururla yapıyorlar. Titreşimci solucan, üçüncü köşeye götürülürken tüm bu nimetlerin kendisi sayesinde oluştuğu izlenimine kapılıyor ve kendini tüm diğer solucanlardan daha değerli görmeye başlıyor.
   
      O sırada titreşimci solucanı taşıyan solucanlardan biri, bu özel titreşimci solucanı taşıdığı için kendisiyle o kadar gurur duyuyor ve o kadar kibirli davranıyor ki, diğer solucanlara titreşimci solucanın üçüncü köşeye hızlı ve güvenli bir şekilde ulaşatırılabilmesi için emirler vermeye başlıyor ve titreşimci solucan tarafından fark ediliyor. Titreşimci solucan kendi değerli bedeninin nasıl taşınması gerektiğine dair emirler veren bu solucana birkaç hareket yaparak onun yiyecekten diğer solucanlara kıyasla daha fazla alacağını belli ediyor.
    Efendisinin ona vereceği ödülü anlayan taşımacı solucan, kendisini diğer solucanlardan daha değerli görmeye başlıyor ve yolun önündeki solucanların gitmesini engelleyip efendiye yol açıyor. Bu yol açışta ise başka bir solucan, bu taşımacı solucana yardım ediyor ve taşımacı solucanın dikkatini çekiyor. Taşımacı solucanın kendisini aynı efendisi gibi hissetmesi hoşuna gidiyor ve alacağı ödülün bir kısmını bu solucana vereceğini söylüyor. Bu efendi uşak ilişkisi o kadar dallanıyor ki, yiyeceğe varılıp paylaştırıldığında bazı solucanlara hiçbir şey düşmezken bazı solucanlar hakkının dokuz-on katını alıyor. Öncekinden daha az yiyecek alan solucanlar ise durumdan şikayetçi olamıyor. Çünkü daha fazla yiyecek almanın tek yolunun efendiye ve efendinin uşaklarına yardım etmek olduğunu düşünüyor. Bu durumdan şikayetçi olan solucanlar da oluyor tabi. Ancak göze girmeye çalışan solucanlar tarafından öldürülüyorlar. Efendiye saygısızlık yaptığı için öldürdüğünü belirten solucanlar ise uşakların gözüne girmeyi başarıyor.
     Artık yemliğin içinde öyle bir düzen oluşuyor ki solucanların tek amacı daha fazla yiyecek alabilmek oluyor.
 
     Yemliğin dışındaki hayatta ise sadece yarım saat geçmiş oluyor. Yemliği kontrol etmek için açıp bakan balıkçı, yemlikteki kırıntıların bitmek üzere olduğunu görüp kırıntılardan biraz daha ekliyor. O sırada olup bitenleri gören efendi ve uşaklar, gördüklerine inanamıyor.Tabi diğer tüm solucanlar yemek derdinde olduğu için bunu efendi ve uşaklar dışında gören olmuyor.
    Aslında yemeğin efendi tarafından gönderilmediğini fark eden birkaç uşak, olayı diğer solucanlara açıklamaya çalışırken efendi tarafından öldürülüyor ve sebebinin itaatsizlik olduğu söyleniyor.
    Artık uşak sayısı o kadar çok artmaya başlıyor ki, yemlikteki solucanların yarısı yiyecek paylaşımında hiçbir şey alamayarak aç kalıyor.
    Diğer solucanlar ise birkaç şeyin farkına varıyor. Yükselmeleri gerekiyor, yoksa aç kalacaklar. Yapmaları gereken efendiyi mutlu etmek ve uşakların gözüne girmek. Bundan sonra, birçok solucan aslında hakları olan yiyeceği o kadar büyük bir lüks olarak görmeye başlıyor ki yemliğin dışındaki hayat dedikodularını umursmayıp nefes almadan çalışmaya başlıyor.
    Her zamanki gibi efendi ve uşakları, diğer bir köşeye varıyor. Artık egosundan patlamaya hazır olan efendi, tam bu kudretli bedeni sayesinde oluşan yiyeceği aciz halkına sunacakken bir şey fark ediyor. Yiyecek yok. Bu duruma şaşıran diğer solucanlar, efendisinin aslında başından beri yalan söylediğini fark ediyor ve büyük bir öfkeyle efendiyi öldürmeye kalkışıyor. Bu durumu durdurmaya çalışan uşaklar yetersiz olduklarının farkına varıp pes ediyor ve efendiyle birlikte cani bir şekilde öldürülüyor.
   
     Artık dışarıdaki dünya dedikodusu kanıtlansa da, asıl önemli olanın bu yemliğin içi olduğu düşünüldüğü için kimse gerçek dünyayı umursamıyor.
     Gerçek dünyanın nasıl bir yer olduğunu merak etmeye başlayan bir solucan elindeki bilgilerle gerçek dünyayı araştırmaya başlıyor. Diğer solucanlar ise bu yeni sistemde yükselip daha çok yiyecek alabilme şansı varken zamanını o gereksiz dış dünyaya harcadığı için bu solucanın aptal olduğunu düşünüyor. Çok zaman geçmeden araştıran solucan gerçek dünyanın aslında nasıl bir yer olduğunu   ve kendi varlığının balık adı verilen bir canlı için sadece yem olduğunu açıklamaya çalışırken herkesin ona deli gözüyle baktığını fark ediyor. Tüm solucanlar, bu koskoca yemlik içindeki değerli mi değerli hayatları ve kırıntıları dışında hiçbir şey düşünmediği için araştıran solucanın bu düşüncesini umursamıyor ve hayatlarına devam ediyor.
     Bunlar yaşanırken bir anda yemlik kutusu açılıyor ve yemliğin içine büyük bir şey giriyor. Ne olup bittiğini anlamayan solucanlar kaçışmaya başlıyor. Aralarından o büyük şeye yakalanan birkaç solucan kurtulmaya çalışırken yemliğe giren şey tarafından yükselmeye başlayıp yemlikten çıkıyor.
 
    Solucanlar yemlikten uzaklaşırken yaşadıkları yerin gerçek dünyayla oranla ne kadar minik ve değersiz olduğunu fark ediyor. Sonunda oltanın ucuna takılıp denize atılan solucanlar asıl efendilerinin balıkçı olduğunu fark edip bu süreçte efendilerinin hedefi için sadece bir araç olduklarının farkına varıyor. Ölümlerine sadece birkaç saniye kalmış solucanlar ne kadar da değersiz olduklarının kahrını yaşarken o büyük ve heybetli bedeniyle kendilerine yaklaşmakta olan balığa kendilerini teslim ediyorlar.
  Şahsından aciz mi aciz bir canlıyı afiyetle yiyen balığın ise üstünlüğü sadece birkaç saniye sürüyor.